The House with a Clock in Its Walls (Eski Evdeki Büyülü Saat) İnceleme



John Bellairs’ın 1973 tarihli romanı, The House with a Clock in Its Walls , korku sinemasını yakından takip edenlerin bileceği bir isim olan Eli Roth tarafından sinemaya uyarlandı. 2018 yılında vizyona girdi ve belki de çoğu izleyicinin dikkatini bile çekemeden vizyondan kalktı. 2000’ler başında ki Harry Potter uyarlamasının sinemada ki muazzam başarısı sonucu, yapımcılar kuşkusuz ki yeni bir Harry Potter arayışındalar yıllardır. Her yıl yüzlerce fantastik ‘young adult’ türünde kitaplar basılıyor. Bunların her yaştan okuyucusu var.  Bu işler dizilere, sinemalara uyarlanıyor. Tabii ki bu kitapların ve uyarlamaların 5/2 si ancak büyük kitlelere ulaşabiliyor. Zaten önemli olduğunu hissettiren (ya da önemle pazarlanan bu) yapımlar, kendi markalarını yaratmakta. (The Hunger Games mesela.)  İşte bu roman uyarlaması da, bir bakıma Harry Potter sevenlerin ilgisini çekmek üzere yola çıkılmış, Tim Burton sinemasının referansları da eksik edilmemiş; başarılı olup olmayacağı ise tartışmalı bir yapım. Eğlenceli olduğu ise aşikar. 

Baş kahramanımız Lewis Barnavelt ailesinin trajik ölümü sonrası, yıllardır ortalarda olmayan amcası Jonathan Barnavelt yanına gönderilir. Bu adam, Michigan adlı banliyöde halkının ürtpertiyle baktığı ve içinde cinayet işlendiği söylentileri çıkan oldukça ilginç bir ‘perili evde’, münzevi bir şekilde yaşamaktadır. Çok geçmeden amcasının bir warlock (kısaca büyücü) olduğunu öğrenen Lewis, sihir dersleri almaya başlar. Yaşıtlarından oldukça farklı olan ve iletişim kurmakta güçlük çeken Lewis karakteri üzerinden; farklılığın, dışlanmanın beraberinde yaratıcılığı da getirebileceği vurgulanmaktadır. Hikayeye dönecek olursak: Bu esnada, kötü bir warlock olan ve yıllar önce ölen Isaac Izard yaşama geri dönmek ve insanlığın kaderini etkileyecek büyük kara bir büyü için Lewis’i kullanmayı deneyecektir. Kahramanlarımız da maceraya atılırlar falan filan....

Not: Filmde görsel ve anlatı olarak en sevdiğim fikir; evdeki tüm eşyaların canlı olmasıydı. Yani şöyle düşünün, evin koltuğu bir nevi evin evcil hayvanı gibi. Oldukça akılda kalıcı sahnelerdi.

İSTİSMAR SİNEMASINDAN, FANTASTİK ÇOCUK FİLMİ YÖNETMENLİĞİNE!

Yönetmen Eli Roth, Cabin Fever, Hostel serisi ve The Green Inferno gibi yoğun vahşet ve gore içerikli filmlerle korku seyircisini ikiye bölen bir yönetmen. Kimileri filmlerinin ucuz, pornografik işler olduğunu söylerken, kimileri de eski usul exploitation (istismar sineması) geleneklerini hakkıyla günümüze taşıyanlardan biri olarak görüyor. Bu arada kendisi Quentin Tarantino’nun yıllardır desteklediği isimlerden birisi. İlk kez böylesine bütçeli bir stüdyo filmi çeken Roth, filmografisine tezat bir şekilde, fantastik bir çocuk filminin içinde. Bugüne kadar kendi sinemasında kullandığı aşırılıkların hiçbirini bu filmde göremiyoruz (doğal olarak!) Kendi dokunuşu diyebileceğim bir iki hamlesi ve tadımlık korku ögeleri dışında, bu filmin ‘ghost writer’ı olduğunu söyleyebilirim. Kendisinin varlığı ve yokluğu pek de mühim değil bu film için. Hatta filmi finanse eden yapımcıların: ‘’Daha fazla Tim Burton koyalım, biraz daha Burton dokunuşları ekleyelim şuraya’’ dediğini duyar gibiyim. Aman yanlış anlaşılmasın, bu film Tim Burton’ın sinemasının etkisinde olsa da, onun yaratıcı dokunuşları kadar özel bir durum yok ortada. (Gerçi Burton son 15 yıldır bir hayli cepten yiyor. Bana kalırsa kendi sinemasının bir karikatürünü içeriyor son filmleri. Gene de izler, mutlu olurum o da ayrı.) Hazır mevzuya Tim amcadan girmişken, Beetlejuice, Beetlejuice, Beetlejuice diyelim. Çocukluğumun en özel filmlerinden biri olan Beterböcek, bu tarz gotikli-fantastikli ‘çocuksu’ korku hikayelerinin bana kalırsa hala zirvesidir. Hem çocuklara hitap eder, hem biz çocukların hayal dünyasına büyük armağanlar kazandırır, hem de çocukluğa dair ürkütücü anılar bırakır Beterböcek.  Ne yazık ki o yapımın orijinalliğine daha hiçbir film ulaşamadı. (Fikrimce.) İlla Tim Burton sinemasından örnekler vereceksem, bu filmin ruh ve ton benzerliğini Dark Shadows (2012) ve Miss Peregrine's Home for Peculiar Children (2016) filmleriyle kurabiliriz. 

Oyunculara geçersek. Jack Black bu tarz filmlerin adamı biliyorsunuz ki.( Gulliver's Travels , Goosebumps, Jumanji: Welcome to the Jungle gibi gibi) Yapımcıların ellerinde bir fantastik bir  hikaye varsa akla ilk gelen isim Jack Black oluyor! Bu filmde de bizim Jack, cepten yiyor. Sempatik ve onu izlemeyi sevdiğimiz tarzda bir rolde. Her zaman ki Jack işte. Bundan şikayetçi değilim. Cate Blanchett ise, o da her zaman ki gibi. Ne diyebilirim ki; en kötü filmde bile illa ki kendini izlettirir. Film ve rol için özel bir çabası yoktu Blanchett’in , onu izlemek ise her daim keyifli. Filmin başrolü, yani çocuk oyuncumuz Owen Vaccaro ise yaşına aldanmayın döktürüyor. Bazı çocuk oyuncular acayip yetenekli dedirten cinsinden bu da.


The House with a Clock in Its Walls , yazarı John Bellairs’ın kitabın ana karakterinin de ismi olan Lewis Barnavelt serisinin ilk kitabı. Lewis Barnavelt’ın birçok devam kitabı var. Devam filmleri gelme ihtimali de böylece daha fazla. Gerçi filmin orta şekerli bir gişe yaptığını da hatırlatayım. Film pek fazla umursanmadı yani. 

Sonuç olarak, bu tarz filmler insanı mutlu ediyor, çocukluğun özgür ve yer yer ürkütücü hayal dünyasına ufak bir anımsama duyuyoruz. Eski Evdeki Büyülü Saat de, gayet sürükleyici ve en klasik tabiriyle ‘ailece zevkle izlenecek bir Pazar günü filmi.' Ben sonuçtan memnunum
.
Puanım 10/7.3
Imdb’ye verdiğim puan ise: 8. (Not: Benim puanlarım bol kepçedendir.)


instagram: Dağhan Özek

Yorumlar